15 Haziran 2023
2018 yılından başlayan bir süreç içerisinde, döviz kurları ile ülkede yaşanan gerçeklik birbirinden uzaklaştı.
Biz sade vatandaşların hissettiği, yaşadığı, ödediği maliyetler ile finans dünyasının bir parçası olan döviz kurları arasında olması gereken bağlantı anlamsız hale gelmeye başladı. Konut yada otomobil fiyatları %300-%400 gibi oranlarda artarken ve örneğin gıda fiyatları benzer şekilde yükselirken, esasen kendisi de bir “ürün” olan döviz fiyatları bunlara uyumsuz şekilde davrandı.
Bu yazının kaleme alındığı 15 Mayıs 2023 tarihi itibari ile yeni Hazine ve Maliye Bakanı ile yeni Merkez Bankası Başkanı birlikte ne şekilde bir ekonomik mucize hayata geçirecekler beklemekteyiz. Nasıl çözüleceği bilinmeyen Kur Korumalı Mevduat hesapları, görece ucuz kalan ithal ürünler, ihracatçının elini zorlaştıran maliyetler, geçim sıkıntısı nedeniyle dört gözle beklenen asgari ücret ve dünyanın girmekte olduğu ekonomik durgunluk dönemi. Tüm bunların üzerine sos olarak Ukrayna-Rusya çatışmalarının etkileri ve yakın gelecekte ABD-Çin arasında yaşanması muhtemel gerginlikler…
Böyle sıralayınca iç karartıcı ve umutsuzluğa sürükleyen bir durum gibi görünüyor. Kısa vadede yapılması gerekenler listesi gerçekten çok uzun. Yabancı yatırımcının yeniden güven duymasının sağlanması (SWAP piyasasında bir gecede işlemlerinin kapatılmasını kolay unutmayabilirler), Merkez Bankası Başkanının görev süresinin 1 ay yada 5 yıl olmasının neye bağlı olduğunun netleşmesi, hukukun üstünlüğüne ve yargı kararlarına saygı gösterildiğinin ispatlanması gibi daha soyut başlıklar da var elbette. Ama somut olarak kamu harcamalarının disipline edilmesi, bütçe açıklarının kabul edilebilir oranlara geri çekilmesi, devletin istatistiki verilerinin güvenilirliğinin tartışılmayacak şekilde inandırıcı olması, halkın geniş kesimlerinde hissedilen geçim sıkıntısı, genç nüfustaki yüksek işsizlik oranı ve ona bağlı eğitim sistemimizin revizyonu sayılabilir.
Tüm bunların üstesinden gelmesi beklenen siyasi iradenin, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi sayesinde gerekli yetkiye ve yeterli meclis çoğunluğuna sahip olması, bu duruma gelinmesinde en önemli pay sahipleri kendileri olmasına rağmen bir şans olarak görünüyor.
Son 5-6 yılda “yerli ve milli” finans piyasalarında yaşananlar ve küresel çapta makro-ekonomik gelişmeler aslında bugün gelinen noktanın belirleyicileri. Kısaca hatırlayacak olursak; ABD Merkez Bankası (FED) pandemi öncesinde başladığı faiz artırımı sürecine küresel çapta yaşanan ekonomik durgunluğu aşabilmek amacıyla ara vermiş hatta faizleri neredeyse 0 seviyesine indirmişti. Covid-19 nedeniyle tüm dünyada ekonomik faaliyetler yavaşladığı için, yeniden canlandırma için yapılan sosyal yardımlar ve finansal destekler tüketimi hızlandırmış, bu sefer de enflasyon sorunu ortaya çıkmıştı. Kabaca özetlediğim bu sürecin ardından Mart 2022 tarihinden başlayarak FED’in faiz artırım kararlarının alınması, dünyaya yayılmış olan bol miktarda Amerikan Doları’na “eve dönüş” çağrısıydı.

Yukarıdaki grafikte FED’in faiz değişimlerini aşağıda ise ABD Doları’nın Türk Lirası karşısındaki değer artışını görüyorsunuz.

Eve dönen yani piyasadan çekilen dolar doğal olarak “kıt kaynak” niteliği kazanıp değeri artmaya başladı. Kendi parasının değerini korumak isteyen diğer ülkeler de bu trende eşlik etti. Kaldı ki dünya genelinde pandeminin getirdiği önce üretim azlığı, ticaretin yavaşlaması ve hemen pandemi ardından gelen tüketim artışı enflasyon yaratmaktaydı. Dünya genelinde faiz oranlarını yükseltip, piyasadan likidite çekerek paranın değerini korumak böylece hem dış ticaret dengesinde zarar görmemek hem de içeride tüketimi yavaşlatarak enflasyonu kontrol etmek amacındaydılar.
Halbuki 2018 yılında çeşitli siyasal etkilerle yapay olarak hızlı yükselen kurlara müdahale amacıyla %24 seviyesine yükseltilmiş bir faiz oranımız vardı, aşağıdaki grafikte son 10 yılın değişimlerini görebilirsiniz. Ancak tüketimi ve üretimi artırarak büyümeye devam etmek, Türk Lirasının değerini düşük tutarak ihracatta patlama yapmak gibi alt gerekçelerle ama temelde “faiz sebep, enflasyon sonuçtur” teorisini ispatlamak amacıyla 2019 yılında TCMB gösterge faizini indirmeye başladı. Kısa bir süre sonra yeniden kadro değişikliği oldu ve faiz yukarı yönlü hareketlendi ama bu da uzun sürmedi ve 2021 yılından itibaren istikrarlı şekilde düşük faiz politikasına geçildi.

Bu süreçte ülkemizde yaşanan seçimler ve dünyada bizden bağımsız oluşan pandemi, Ukrayna-Rusya savaşı gibi gelişmelerin de etkisi oldu elbette. Bu etkileri de en aza indirip, kurlarda daha da yüksek seviyeleri görmemek için ülkemizde çeşitli tedbirler alındı ve bu tedbirler ağırlıklı olarak ülkeye giren dövizin kontrolü şeklinde oldu. Merkez Bankası kaynaklarının kamu bankaları aracılığı ile piyasaya satılması, ihracattan gelen dövizin bir bölümünün Merkez Bankası’na zorunlu olarak aktarılması, bankalardan döviz alımının önüne çeşitli zorluklar konması gibi durumlar yaşandı.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde aşırı yükselen bir kur olması istenmediği için bu kontrol tedbirleri giderek sıkılaştı ve ABD doları 20TL’nin altında tutuldu. Giderek yükselen enflasyonun sabit gelirli kesimler üzerindeki olumsuz etkisini seçimler öncesinde giderebilmek için yüksek asgari ücret artışları, yıllardır beklenen EYT sorununun çözülmesi de esasen enflasyonun yüksek kalmasının bir sebebi oldu.
Nihayet seçimler tamamlandı ve 9 ay sonra yapılacak yerel yönetimler seçiminin de baskısını hissederek, ekonomide kadro değişimi destekli bazı adımlar atılmaya karar verildi. Önümüzdeki hafta gerçekleşecek Para Politikası Kurulu toplantısından çıkacak faiz kararını herkes büyük bir merakla ve çeşitli tahminlerle bekliyor. Mart 2024’te yapılacak yerel yönetimler seçimlerinde özellikle büyükşehirleri yeniden kazanmak isteyecek bir iktidarın, bu şehirlerde yaşayan ücretli çalışan ağırlıklı nüfusu rahatlatacak ücret artışlarını yapacağını bekleyebiliriz. Aynı şekilde kira maliyetleri başta olmak üzere yaşamı olumsuz etkileyen ağır enflasyon etkisini artırmamak için dövizde ve faizde ani yükselişlere izin vermemeye çalışacaklardır.
Bu nedenle faiz artırımının dengeli bir şekilde zamana yayılmasını, faizler arttıkça küçük zikzaklar çizse de döviz kurlarının yukarı yönlü hareketini uzun zamana yayarak sürdürmesini bekliyorum.