Turizm, küresel ekonomide hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler için önemli bir büyüme kaynağı olarak öne çıkmaktadır. Dünya Turizm Örgütü’ne (UNWTO) göre, turizm sektörü, küresel ölçekte toplam istihdamın %10’undan fazlasını ve dünya ekonomik büyüklüğünün %3’ünü sağlayarak milyonlarca insan için gelir ve iş olanağı yaratmaktadır (UNWTO, 2024a). Ancak Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) dünya genelinde üye ülkelere ilişkin yayınladığı istatistiklerde farklı rakamlar bildirmektedir. ILO’ya göre turizm istihdamının payı %8,2 seviyelerindedir. Ülkesel bazda istihdamın nitelikleri konusunda net bir standartlaşma olmaması nedeniyle, UNWTO ile ILO’nun ortak bir çalışma ile meslek kodlarını netleştireceği böylece istihdam konusunda rakamların uyumlu hale geleceği açıklanmıştır (ILO, 2024). Turizm alanında bilinen ülkelerde, 2022 yılı verilerine göre sektörün istihdam içindeki payı örneğin Dominik’te %16, İspanya ve Yunanistan’da %13, Mısır’da %10, Türkiye’de %7 seviyelerindedir (OECD, 2024). Bu durum, sektörü birçok ülke için ekonomik kalkınmanın ve istihdamın temel unsurlarından biri haline getirmiştir (Nedelea, 2005:48). Örneğin Güney Afrika devleti, turizm sektörünü resmi olarak eşitsizliği azaltmanın, yaşam standartlarını iyileştirmenin ve istihdamı, üretkenliği ve gelirleri artırmanın bir aracı olarak tanımıştır (Tosun vd., 2023:72).
Özellikle, otelcilik alanında duyulan istihdam ihtiyacı küresel ölçekte giderek artmakta ve pek çok ülkede talep edilen istihdam sayıları, yeterli iş gücü arzı olmadığı için karşılanamamaktadır (Baldigara ve Duvnjak, 2021:44). Bunun nedenlerine bakıldığında sektörün birazdan incelenecek sorunları görülmektedir. Turizm sektöründe iş ve emek piyasasının özellikleri incelendiğinde, sektörel istihdamın genellikle mevsimsel bir karakter taşıdığı görülmektedir. Bölgesel olarak turizm talebinin yükseldiği dönemlerde geçici iş gücü istihdamı artmakta; ancak bu durum iş güvencesizliğini ve sosyal haklardan mahrumiyet sorunlarını beraberinde getirmektedir (Andriotis ve Vaughan, 2004:75). Özellikle, sektördeki düşük ücretler ve geçici süreli istihdam durumu çalışanlar üzerinde önemli bir baskı oluşturmaktadır. Buna ek olarak, kayıt dışı istihdam oranının yüksekliği de iş gücü piyasasındaki yapısal sorunların derinleşmesine neden olmaktadır (Dolcet, vd., 2022:2).
Sektördeki emek piyasası, kadınlar ve gençler için önemli fırsatlar sunmasına rağmen, bu gruplar genellikle düşük vasıflı işlerde istihdam edilmektedir. Söz konusu durum, turizm iş gücü piyasasında eşitsizliklere yol açmaktadır (Aykaç, 2010:13; Türkmendağ ve Karaman, 2024:15). Ayrıca, turizm sektöründe çalışanların eğitim düzeyi ile işlerin gerektirdiği nitelikler arasında bir uyumsuzluk gözlenmektedir. Bu uyumsuzluk, iş gücü eğitimi ile sektörel politikaların entegrasyonunu zorunlu kılmaktadır (Guo vd., 2023:9).
Turizmin ekonomik katkılarına yüksek oranda bağımlı ülkelerden biri olarak Türkiye, 2022 yılında Gayri Safi Yurtiçi Hasıla toplamının %5,1’ini turizm kaynaklı olarak gerçekleştirmiştir (Ayaz ve Tümer, 2024:349). Ayrıca 2023 yılında, 50 milyar dolar turizm geliri ile (YIGM, 2024) ithalat-ihracat arasındaki açığın yaklaşık yarısını karşılayabilmiştir (TIM, 2024). Ancak sektörün genel olarak mevcut bulunan kırılgan yapısı nedeniyle krizlerden belirgin şekilde etkilenmektedir. Örneğin 2016 yılında yaşanan siyasi ve ekonomik dalgalanmalar, Türkiye’nin turizm gelirlerinde ve istihdamında önemli düşüşlere neden olmuştur (Paksoy vd., 2018:38). Ardından toparlanarak 2019 yılında zirve noktasına ulaşan turist sayısı, turizm gelirleri ve istihdam verileri, 2020 ve 2021 yıllarında küresel Covid 19 pandemisi nedeniyle tekrar düşmüş, 2022 yılından itibaren yeniden toparlanma sürecine girmiştir (TUIK, 2024). Bu çalışmanın amacı, turizm sektöründe iş ve emek piyasasının dinamiklerini incelemek ve sektörel politikaların iş gücü piyasası üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Bu kapsamda, sektörün yapısal sorunları ele alınarak turizm istihdamının sürdürülebilir bir çerçevede nasıl geliştirilebileceği tartışılacaktır.
Turizm sektörü, küresel ekonominin önemli bir parçası olarak, istihdam yaratmada ve sosyo-ekonomik kalkınmaya katkıda bulunmada büyük bir rol oynamaktadır. Ancak, sektör aynı zamanda emek piyasasında düşük ücretler, sosyal güvencesizlik, cinsiyet ve etnik ayrımcılık gibi önemli sorunlar barındırmaktadır. Bu çalışmada, turizm sektörünün iş ve emek piyasasını şekillendiren temel dinamikleri ve bu dinamiklerin sektörel sürdürülebilirlik üzerindeki etkileri ele alınmıştır.
Turizm sektöründeki istihdam yapısının analizinde mevsimsel işsizlik, kayıt dışı çalışma, cinsiyet temelli ücret farkları gibi yapısal sorunlar dikkat çekmektedir. Bu sorunlar, İnsan Sermayesi Teorisi ve İş Eşleştirme Teorisi gibi teorik çerçeveler ışığında değerlendirildiğinde, sektörün iş gücü piyasasında nasıl şekillendiği ve bu sorunların hizmet üretimi ve müşteri memnuniyeti gibi konular üzerindeki etkileri daha iyi anlaşılmaktadır. Kariyer Hareketliliği ve İşgücü Piyasası Segmentasyonu teorileri ise turizmde emeğin doğasını ve çalışanların hizmet sunumu sırasında karşılaştığı yükleri anlamada önemli katkılar sunmaktadır.
Pandemi sonrası dönemde turizm sektöründe yaşanan iş kayıpları ve beraberinde gelen dijital dönüşüm/hibrit çalışma düzeni gibi kavramlar, emek piyasasının yapısını daha da karmaşık hale getirmiştir. Dijitalleşme, belirli iş kollarında verimlilik artışını teşvik etse de sektördeki beceri uyumsuzluklarını artırarak yeni eşitsizlikler yaratma potansiyeline sahiptir. Bu nedenle, çalışanların dijital becerilerini geliştiren eğitim programlarına ve yeni çalışma modellerine uyum sağlayacak politikaların hayata geçirilmesine ihtiyaç vardır.
Cinsiyet ve etnisite, turizm emek piyasasında derin ayrışmalar yaratmaya devam etmektedir. Kadın çalışanların düşük statülü ve düşük ücretli işlerde yoğunlaşması, sektördeki cinsiyet eşitsizliğini pekiştirirken; göçmenler ve etnik azınlıkların güvencesiz işlerde çalışması, ayrımcılık ve ötekileştirme gibi sorunların varlığını sürdürmektedir. Daha eşitlikçi ve kapsayıcı politikalar geliştirmek, turizm sektörünün sürdürülebilirliğini artırmak için kritik bir gereklilik olarak öne çıkmaktadır.
Çalışmanın genel bulguları, turizm sektörünün yalnızca ekonomik bir büyüme motoru değil, aynı zamanda sosyal ve politik reformlar gerektiren karmaşık bir emek piyasası olduğunu göstermektedir. Bu analizler ışığında, turizm sektörünün daha kapsayıcı ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşması için aşağıdaki adımlar önerilmektedir:
- Toplumsal Cinsiyet Eşitliği: Kadın çalışanların yönetici pozisyonlarına erişiminin kolaylaştırılması ve cinsiyet temelli ücret eşitsizliğinin azaltılması.
- Etnik Çeşitliliğin Teşviki: Göçmen ve etnik azınlıkların haklarını koruyacak düzenlemelerin hayata geçirilmesi.
- Eğitim ve Dijitalleşme: Çalışanların dijital becerilerini geliştiren ve sektör ihtiyaçlarına paralel eğitim programlarının yaygınlaştırılması.
- Sosyal Güvence: Kayıt dışı çalışmayı önlemek ve iş güvencesini artırmak için yasal düzenlemelerin ve kontrol mekanizmalarının güçlendirilmesi.
Sonuç olarak, turizm sektörü, sosyal ve ekonomik eşitsizliklerin aşılması ve çalışanların yaşam koşullarının iyileştirilmesi için bir reform alanı olarak değerlendirilebilir. Sektör, ekonomik büyümenin ötesinde sosyal adalete hizmet eden bir yapı haline getirildiğinde, sürdürülebilir kalkınmaya daha büyük bir katkı sağlayacaktır.