Turizmin Son 30 Yılı

Sanırım belirli bir yaş seviyesine gelince “bizim zamanımızda” şeklinde başlayan cümleleri kurmak rutinleşiyor. O nedenle ben de öyle başlayacağım mevzuya, ben 1992 yılında turizm ile tanıştım ve o günden bu güne Türkiye’de ve dünyada turizmin en hızlı geliştiği yıllara tanıklık ettim. Tüm dünya “soğuk savaş” diye adlandırılan bir dönemde, Sovyetler Birliği ve ABD arasında ikiye bölünüp neredeyse her türlü ticaret ve seyahatin bu blokların kendi içlerinde gerçekleştirdiği bir süreci yaşadı. Bu dönemin bitişi ile teknolojinin hızla gelişip, ulaşım imkanlarının ucuzlaması ve iletişim/internet çağının başlangıcı aynı dönemlere denk gelir. Bunlardan hangisi diğerini tetikledi sorusu uzun bir sosyolojik analiz konusudur, ona girmeyelim şimdi. Ama sonuç olarak 80’lerin sonu ve 90’ların başında dünya şimdiye kadar görülmemiş bir hızla değişmeye başladı. Yaşanan süreç siyasi haritaları olduğu kadar, bakış açısı, davranış biçimi ve bilgiye erişim hızı konularını da değiştirdi.

Bu durumun turizm sektörüne yansıması inanılmaz şekilde olumlu oldu, insanlar büyük bir hızla yeni döneme alıştılar ve daha önce görmedikleri yerleri, kültürleri kolaylaşan iletişim imkanları sayesinde öğrenmeye ve ucuzlayıp, yaygınlaşan ulaşım imkanları sayesinde de gidip yerinde keşfetmeye başladılar. Uluslararası seyahat eden insan sayısı büyük bir hızla arttı. Aşağıdaki grafikte 1950 yılından itibaren artan rakamları görebilirsiniz. 1990’ların başında 500 milyon olan turist sayısı, pandemi öncesi 2019 yılında 1,5 milyar kişiye ulaşmıştı.

Şimdi, konumuza geri dönecek olursak artan bu talep doğal olarak turizm sektörünün büyümesine yol açtı. Türkiye özelinde Akdeniz ve Ege sahillerinde devlet teşvikleriyle turizm yatırımları hızlandı. Altyapısı hazırlanmış, iyi organize edilmiş turizm alanları ve deniz kenarındaki boş devlet arazileri yatırımcılara 49 yıllığına tahsis edildi. Önemli yatırım teşvikleri verildi ve bu sayede hemen hemen bütün büyük şirketler turizme yatırım yapmaları için cesaretlendirildi. Sonuç başarılıydı bence ve dünya ölçeğinde gelişmiş turizm bölgeleri ortaya çıktı. Efendim, daha iyi planlanabilirdi, doğaya daha çok saygı gösterilebilirdi, belirli bölgelerde yoğunlaşmak yerine daha iyi bir planlamayla geniş bir coğrafya bu imkandan yararlanabilirdi gibi eleştirilen olabilir. Bu eleştiriler haklıdır da, benim de o dönemdeki vahşi yatırım hızının kontrolsüzlüğüne ve uzun vade planlama hatalarına eleştirilerim var. Ama sonuçta yanlışlar da olsa, ülkenin en önemli döviz kaynaklarından birisi olan, dış dünyaya karşı olumlu imaj sağlayan ve istihdam katkısı tartışılmaz bir sektör doğmuş oldu.

Bizlere okullarda öğretildiği şekliyle “bacasız sanayi ve emek yoğun sektör” tabirlerini tam olarak karşılayan turizm sektörü, neredeyse %100 yerli girdi ile döviz sağlayan (genel olarak ihracat gelirimizin %70’i kadar ithalat yapıp hammade almamız gerektiğini unutmayalım) Türkiye ekonomisi için kritik önemdedir. 2023 yılında içinde bulunduğumuz döviz sıkıntısı ve cari açık günlerinde, herkesin ağzında adeta bir kurtarıcı olarak turizmden beklenen 50 milyar USD gelir var. Sadece bu bile gelinen noktada, turizmin ülke ekonomisinde taşıdığı önemi göstermekte.